İçeriğe geç
Trabzon Kapı

Gündelik sorulara, gökyüzüne ve meraka açılan kapı

Kişisel Gelişim

Telefonda Konuşmaktan Kaçınmak ve Sesli Mesaj Tercihi

Arama gelince neden gerginleşiyoruz? Yazışmanın sunduğu kontrol, sesli mesajın yükselişi ve iletişim biçimini bilinçli seçmek.

Berrin Aksoy 3 dk okuma

Telefon çalıyor. Ekranda tanıdık bir isim var, acil bir durum yok, kötü bir haber beklemiyorsunuz. Yine de içinizde küçük bir kasılma oluyor. Birkaç saniye ekrana bakıp "sonra ararım" diyorsunuz. Ardından bir mesaj yazıyorsunuz: "Şu an müsait değildim, ne oldu?" Oysa müsaittiniz.

Son yıllarda giderek yaygınlaşan bu davranış, çoğu zaman bir kaçış olarak yorumlanıyor. Ama meselenin altında hem çok basit hem de oldukça insani bir mekanizma var: sesli konuşma, yazışmadan çok daha fazla anlık karar gerektirir.

Yazışmanın sunduğu düzeltme hakkı

Mesaj yazarken bir cümleyi kurarsınız, silersiniz, yeniden kurarsınız. Ton ayarını yapmak için emojiye başvurursunuz, sert görünen bir ifadeyi yumuşatırsınız. Gönder tuşuna basana kadar her şey geri alınabilir. Bu, konuşmayı bir prova alanına çevirir.

Telefon görüşmesinde böyle bir alan yoktur. Söylediğiniz kelime söylenmiştir. Duraksamanız duyulur, sesinizdeki yorgunluk saklanamaz, aklınıza gelmeyen bir soruya anında cevap vermeniz beklenir. Bazı insanlar için bu doğaçlama keyifli, bazıları için ise yorucudur. Kaçınma davranışı çoğunlukla ikinci gruptan gelir.

Sesli mesajın orta yolu

Sesli mesajın hızla yayılmasının nedeni tam olarak burada. Sesli mesaj, telefon görüşmesinin sıcaklığıyla yazışmanın kontrolünü birleştirir. Karşı tarafın tonunu duyarsınız ama cevap vermek için anında hazır olmanız gerekmez. Kayıt beğenilmezse silinip yeniden yapılabilir. Dinleme zamanını da dinleyen kişi seçer.

Bu arada sesli mesajın da kendi görgü kuralları oluştu. Uzun kayıtlar rahatsız edici bulunuyor, çünkü karşı tarafın vaktini onun onayını almadan işgal ediyor. Kısa ve konuya odaklı kayıtlar ise takdir görüyor. İnsanlar yeni bir iletişim biçimini kullanırken kendiliğinden bir nezaket dili geliştiriyor.

Hangisi ne zaman doğru

Yazışma her durumda üstün değildir. Yanlış anlaşılmaya açık, duygusal yükü olan konular yazıyla taşınmaz. Bir üzüntüyü paylaşmak, bir tartışmayı toparlamak, bir özür dilemek yazıyla yapıldığında çoğunlukla eksik kalır; çünkü yazının tonu okuyanın ruh hâline göre şekillenir. Aynı cümle, kızgın bir insana sert, sakin bir insana nötr gelir.

Buna karşılık bilgi aktarımı, adres, saat, liste gibi şeyler yazıyla çok daha güvenlidir. Telefonda söylenen bir saat unutulur, mesajdaki saat kalır. Sorun, bu iki alanı karıştırmakta. Duyguyu yazıyla, bilgiyi sesle taşımaya çalıştığımızda ikisi de zarar görüyor.

Kaçınmanın kendi kendini büyütmesi

Telefonla konuşmaktan uzak durmanın küçük bir tuzağı var: konuştukça kolaylaşan, konuşmadıkça zorlaşan bir beceridir bu. Aylarca sadece yazışan biri, bir gün mecburen aradığında sesinin nasıl çıkacağını bilemez. Zorlanır, zorlandıkça bir dahaki sefere daha çok erteler. Böylece kaçınma kendi kendini besler.

Bunu kırmanın yolu büyük adımlar atmak değildir. Kısa ve düşük riskli aramalarla başlanabilir. İki dakikalık bir "merhaba, sadece sesini duymak istedim" görüşmesi, uzun bir telefondan çok daha az yorar ve kası yeniden çalıştırır. Zamanla o ilk kasılma yerini alışkanlığa bırakır.

Tercih mi, kaçış mı

Herkesin sesli iletişimi sevmesi gerekmiyor. Bazı insanlar yazarak daha iyi ifade eder kendini ve bu tamamen meşrudur. Ayırt edici soru şu: yazışmayı seçmek hayatınızı kolaylaştırıyor mu, yoksa daraltıyor mu? Sevdiğiniz insanlarla bağınız yazıyla da güçlü kalıyorsa mesele yoktur. Ama arayamadığınız için ertelenen konuşmalar birikiyorsa, orada bir tercih değil bir engel vardır.

Kuşak farkı da bu tercihlerde belirleyici bir rol oynuyor. Telefonun tek iletişim aracı olduğu bir dönemde büyüyenler için aramak en doğal, en samimi seçenektir; aramamak ilgisizlik sayılır. Yazışarak büyüyenler içinse habersiz arama, kapıyı çalmadan içeri girmeye benzer. Aynı davranış bir tarafta sıcaklık, diğer tarafta hoyratlık olarak okunur. Aradaki kırgınlıkların çoğu niyetten değil, bu kod farkından doğuyor.

Çözüm basit bir alışkanlıkta gizli: aramadan önce kısa bir mesaj atmak. "Müsait misin, arayabilir miyim?" cümlesi karşı tarafa hazırlanma imkânı verir. Böylece hem sesli iletişimin sıcaklığı korunur hem de kimse hazırlıksız yakalanmaz. Küçük bir nezaket adımı, iki farklı iletişim dilini birbirine bağlar.

İletişim araçları çoğaldıkça hangisini seçtiğimiz de bir tercih meselesine dönüştü. Bu tercihi bilinçli yapmak, yani "şimdi yazmak mı yoksa aramak mı doğru olur" diye bir saniye düşünmek, ilişkilerin kalitesini sessizce yükseltir.