Mükemmel Olmayan Başlangıçların Değeri
İyi başlamayı beklemek çoğu zaman hiç başlamamaya dönüşür. Ham ilk denemenin neden vazgeçilmez olduğuna bakıyoruz.
Berrin Aksoy 4 dk okuma
Bir işe başlamayı en çok geciktiren şey, tembellik değil beklentidir. İnsan çoğu zaman kötü bir başlangıç yapmaktan değil, kötü görünmekten çekinir. Zihnin arka planında sessizce dönen cümle şudur: madem düzgün yapamayacağım, hiç yapmayayım. Bu cümle kulağa mantıklı gelir, hatta bir tür özsaygı gibi durur. Oysa pratikte yaptığı tek şey, insanı başlangıç çizgisinin gerisinde tutmaktır.
Mükemmel olmayan başlangıçları savunmak, özensizliği savunmak değildir. Tam tersine, özenin yalnızca iş başladıktan sonra mümkün olduğunu kabul etmektir. Hiç yazılmamış bir metni düzeltemezsiniz. Hiç çalınmamış bir melodiyi güzelleştiremezsiniz. Ham hâl, iyileştirmenin ön koşuludur.
Hazır olmak diye bir an yoktur
Çoğu erteleme, hazırlık kılığında gelir. Yeni bir alanda ilerlemek isteyen biri önce üç kitap okumaya karar verir, sonra bir kurs bulur, ardından doğru ekipmanı araştırır. Bunların hiçbiri kötü değildir; ama hepsi birden, gerçek işin yerine geçtiğinde hazırlık bir kaçış hâline gelir. Çünkü hazırlık güvenlidir, üretmek değildir. Hazırlık aşamasında henüz yargılanacak bir şey ortada yoktur.
Gerçek şu ki, bir işe hazır hissetmek genellikle işi yapmanın sonucudur, sebebi değil. Yetkinlik duygusu deneyimle gelir; deneyim ise ancak beceriksizce geçirilen ilk saatlerin ardından birikir. İlk seferde iyi olmayı beklemek, yüzmeyi kıyıdan öğrenmeyi beklemeye benzer.
Kötü ilk sürümün işlevi
Yaptığınız ilk versiyonun asıl işlevi, ortaya bir sonuç koymak değil, size bilgi vermektir. İlk taslak neyin işe yaramadığını gösterir. İlk denemede nerede tıkandığınızı, hangi bilginin eksik olduğunu, hangi adımın gereksiz olduğunu ancak deneyerek öğrenirsiniz. Zihinde kurulan planlar bu bilgiyi asla üretemez; çünkü zihin, gerçek sürtünmeyi simüle edemez.
Bu yüzden başlangıçlara "prova" gözüyle bakmak faydalıdır. Provanın amacı kusursuzluk değil, sahneyi tanımaktır. Kendinize ilk denemenin çöpe gidebileceği iznini verdiğinizde, tuhaf bir şey olur: iş genellikle sandığınızdan iyi çıkar. Çünkü baskı azaldıkça dikkat, sonucun nasıl görüneceğinden işin kendisine kayar.
Standart ile felç arasındaki fark
Yüksek standart sahibi olmakla mükemmeliyetçi olmak aynı şey değildir. Yüksek standart, işi bitirdikten sonra devreye giren bir ölçüttür; işi daha iyi hâle getirir. Mükemmeliyetçilik ise işin başında devreye girer ve çoğu zaman işi hiç başlatmaz. Birincisi motive eder, ikincisi felç eder.
Ayrımı anlamanın basit bir yolu var: standardınız size "bunu şöyle geliştirebilirim" dedirtiyorsa sağlıklıdır. "Bunu ben yapamam, benden bu çıkmaz" dedirtiyorsa, artık standart değil kaygı konuşuyordur. İkinci ses, çoğunlukla başarısızlık korkusunun kılık değiştirmiş hâlidir.
Bu kaygının bir de sosyal boyutu vardır. İnsan yeni bir şeye başlarken, o alanda uzun süredir çalışan insanların bitmiş işlerini görür. Karşılaştırma haksızdır; birinin onuncu yılıyla kendi ilk gününüzü kıyaslıyorsunuzdur. Görünmeyen kısım, o kişinin de bir zamanlar acemi olduğu ve muhtemelen o dönemin izlerini çoktan sildiğidir. Başlangıç aşaması doğası gereği kimseye gösterilmez; bu yüzden herkes kendi acemiliğini istisna sanır.
Bir başka nokta da kusurun ölçüsüdür. İlk denemenin kötü olması, hiçbir zaman iyi olmayacağı anlamına gelmez. Aksine, ilk denemesi çok iyi çıkan işler genellikle kişinin zaten bildiği, dolayısıyla onu geliştirmeyen işlerdir. Zorlanmak, doğru yerde olduğunuzun işaretidir.
Başlamayı kolaylaştıran birkaç yol
İlk yol, eşiği aşağı çekmektir. "Bugün bir bölüm yazacağım" yerine "bugün bir paragraf yazacağım" demek, işin niteliğini düşürmez; sadece kapıyı aralar. Aralanan kapıdan çoğu zaman bir paragraftan fazlası çıkar.
İkinci yol, süre belirlemektir. Sonuç yerine zaman taahhüt edildiğinde beklenti baskısı dağılır. Yirmi dakika çalışmayı taahhüt eden biri, o yirmi dakikada ne çıkarsa çıksın sözünü tutmuş olur. Bu, insanın kendine olan güvenini onaran küçük ama etkili bir alışkanlıktır.
Üçüncü yol, ilk sürümü kimseye göstermemektir. Görünmez bir taslak, yargılanma ihtimali taşımadığı için özgürce yazılır. Paylaşma kararı sonraya bırakıldığında zihin, üretimle değerlendirmeyi aynı anda yapmak zorunda kalmaz. Bu iki işi ayırmak, işin kalitesini de rahatlığını da artırır.
Dördüncüsü ise en zoru: geriye dönüp ilk işinize bakabilme cesareti. Yıllar sonra ilk denemelerini gördüğünde utanmayan insan azdır. Ama o utanç, gelişimin en net kanıtıdır. Hiç utanmıyorsanız, muhtemelen o zamandan beri hiç ilerlememişsinizdir.
Kusursuz başlangıç diye bir şey yok. Olan şey, sürdürülen ve düzeltilen başlangıçlar. Yolun tamamını görmeden ilk adımı atabilmek, bir tür beceriksizlik değil, olgunluktur.