İçeriğe geç
Trabzon Kapı

Gündelik sorulara, gökyüzüne ve meraka açılan kapı

Hayvanlar

Kurbağalar Deriyle Nefes Alır mı? İki Yaşamlıların Düzeni

Kurbağalar ve semenderler hayatlarını su ile kara arasında bölüşür. Deri solunumu, iribaştan erişkine geçiş ve nemli derinin hem avantaj hem zayıflık olduğu düzen.

Mert Alkan 4 dk okuma

Kurbağalar, semenderler ve onlarla akraba canlılar, hayvanlar dünyasında tuhaf bir ara konumda dururlar. Ne tamamen suya aittirler ne de karaya. Yaşamlarının bir bölümünü suda solungaçla, diğer bölümünü karada akciğerle geçirirler ve bu geçiş sırasında bedenleri baştan aşağı yeniden düzenlenir. İki yaşamlılar adı da tam olarak buradan gelir. Ancak asıl ilginç olan, karaya çıktıktan sonra bile suya bağlı kalmalarıdır; çünkü nefes alma işinin önemli bir kısmını akciğerleri değil, derileri yapar.

Deriyle nefes almak ne demek?

Bir kurbağanın derisi, üzerinde bol miktarda ince damar barındırır ve oksijenin doğrudan bu damarlara geçmesine izin verecek kadar incedir. Havadaki ya da sudaki oksijen, nemli deri yüzeyinde çözünür ve derinin hemen altındaki kana karışır. Karbondioksit de aynı yoldan dışarı verilir. Bu düzenin çalışması için tek bir şart vardır: derinin sürekli nemli kalması. Kuruyan bir deri gaz alışverişini yapamaz. Bu yüzden kurbağalar gölge, nem ve su kenarı arayan canlılardır; kuru bir ortamda uzun süre kalmaları mümkün değildir.

Nemi korumanın yolları

Deri yüzeyindeki bezler sürekli mukus salgılar ve bu ince tabaka hem nemi tutar hem de deriyi mikroplara karşı bir ölçüde korur. Birçok tür gün boyunca taş altlarında, yaprak örtüsünün içinde ya da toprak oyuklarında saklanır; asıl hareketli oldukları zaman dilimi serin ve nemli saatlerdir. Bazı türler kurak dönemlerde toprağa gömülüp hareketsiz kalır ve koşullar düzelene kadar bekler. Bu davranışların tamamı, nefes alma yeteneğini ayakta tutmak içindir.

Yumurtadan erişkine giden yol

Çoğu kurbağa yumurtalarını suya bırakır. Bu yumurtaların kabuğu yoktur; jelimsi bir tabakayla korunurlar ve kuruluğa dayanamazlar. Yumurtadan çıkan iribaş tamamen suya ait bir canlıdır: kuyrukla yüzer, solungaçla solunum yapar ve genellikle bitkisel besinlerle beslenir. Zamanla arka bacaklar, ardından ön bacaklar belirir, kuyruk kısalarak emilir, solungaçların yerini akciğerler alır. Sindirim sistemi bile değişir, çünkü erişkin birey artık avcı bir beslenme düzenine geçmektedir.

Bu dönüşüm birkaç günde tamamlanan bir şey değildir; türe ve sıcaklığa göre haftalar ya da aylar sürebilir. Suyun sıcaklığı, besin bolluğu ve havuzun kuruma riski gelişim hızını etkiler. Bazı türlerde ise bu klasik döngü hiç görülmez: yumurtalar karada nemli ortamlarda gelişir ve iribaş aşaması atlanarak doğrudan küçük bir erişkin ortaya çıkar. Doğa, aynı sorunu farklı yerlerde farklı biçimlerde çözmüştür.

Semenderler ve diğer akrabalar

İki yaşamlılar yalnızca kurbağalardan ibaret değildir. Kuyruklu semenderler, kuyruğunu erişkinlikte de koruyan ve genellikle daha nemli, gölgeli ortamlarda yaşayan gruptur. Bazı semender türlerinin akciğerleri hiç gelişmez ve tamamen deri yoluyla solunum yaparlar; bu türler ancak yüksek nemli ortamlarda yaşayabilir. Az bilinen üçüncü bir grup ise bacaksız, solucanı andıran ve toprak altında yaşayan türlerden oluşur.

Sıcaklığı dışarıdan almanın sonuçları

İki yaşamlılar beden ısılarını içeriden üretmezler; ortam sıcaklığına bağlı yaşarlar. Serin havada hareketleri yavaşlar, sindirimleri uzar, aktiviteleri azalır. Soğuk mevsimde birçok tür su dibindeki çamura ya da toprağın altına çekilerek uzun bir durgunluk dönemine girer. Bu düzenin avantajı, çok az enerjiyle uzun süre yaşayabilmeleridir. Dezavantajı ise sıcaklık ve nem koşullarına aşırı bağımlı olmalarıdır.

Avlanma ve beslenme düzeni

Erişkin kurbağaların çoğu hareketli avı fark etmek üzere çalışan gözlere sahiptir; hareketsiz duran bir böceği çoğu zaman görmezler bile. Yapışkan ve hızla dışarı fırlayan dil, küçük avı bir anda yakalar. Bazı türlerde gözler yutkunma sırasında aşağı doğru bastırılır ve lokmanın boğazdan geçmesine yardımcı olur. Beslenme genellikle böcekler, solucanlar ve küçük omurgasızlarla sınırlıdır; bu da onları bahçelerde ve tarım alanlarında sessiz bir denge unsuru haline getirir.

Nemli deri neden kırılgan bir avantaj?

Oksijeni geçiren bir deri, başka şeyleri de geçirir. Suda çözünmüş maddeler bu ince yüzeyden kolayca bedene ulaşabilir. Bu nedenle iki yaşamlılar, yaşadıkları sulardaki değişimlere karşı özellikle duyarlıdır ve doğa gözlemcileri onları bir bölgenin genel durumunu anlamak için ipucu olarak izler. Kuruyan küçük göletler, yaşam alanlarının parçalanması ve su kalitesindeki bozulma bu canlıları doğrudan etkiler. Nemli bir deri hem hayatta kalmanın aracı hem de en zayıf noktalarıdır.

Bahçede taş altında karşılaşılan bir kurbağayı ya da yağmurdan sonra ortaya çıkan bir semenderi gördüğümüzde, aslında iki farklı yaşam biçimini tek bedende taşıyan bir canlıya bakıyoruz demektir. Suda başlayan, karada devam eden ve suya bağlı kalan bu yolculuk, doğadaki uyum çözümlerinin en gösterişsiz ama en şaşırtıcı örneklerinden biridir.